Ekrem İmamoğlu’na Yönelik Suçlamalar ve Basın Özgürlüğü Üzerine
Demokratik hukuk devletlerinde hak ve özgürlükler temel bir ilkedir. Kişi hakları ve özgürlükleri bu rejimlerde anayasal güvence altındadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasında da bu güvence yer almaktadır.
İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi haklar anayasal güvence altındadır. Ancak uygulamada, devletin anayasada belirtilen niteliklerini ve kişi haklarını gözettiği yönünde görüşlere rastlanmaktadır.
Ekrem İmamoğlu’na yönelik suçlamalar, belediye başkanlarının tutuklanması ve seçilmiş milletvekillerinin cezaevinde tutulması gibi olaylar, devletin anayasal ilkelerini ve kişi haklarını dikkate almadığını gösterir örneklerdir.
İmamoğlu’na yöneltilen “terör örgütüne destek” suçlaması sonuçsuz kalsa da, yolsuzluk ve casusluk gibi suçlamalar da ardı arkası kesilmiyor. Ancak bu iddiaların kanıtlanması konusunda somut deliller ortaya konulamamıştır.
İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptali ve casusluk suçlamalarıyla karşı karşıya kalması, eleştirilerin dozunu artırmıştır. Bu durum, hukuki olmaktan çok siyasi bir boyut kazanmıştır.
Basın özgürlüğüne yapılan müdahaleler, demokratik hukuk devleti ilkesine aykırıdır. TELE1 televizyonuna kayyım atanması ve arşivin silinmesi, basın özgürlüğünün ciddi bir darbe aldığını göstermektedir.
İktidarın CHP’li belediye başkanlarını tutuklaması ve muhalif sesleri susturmaya yönelik adımlar atması, Türkiye’nin demokratik standartlarından uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Bu tür uygulamalar, ülkeyi demokrasi yolundan uzaklaştırmaktadır.
Demokratik hukuk devleti ilkesinden uzaklaşmayı hak etmeyen Türkiye, seçmenlerin sandıkta vereceği kararlarla bu yönde ilerleyebilir.